Nabi Gürus un “Evler, Anılar, Bostancı – Hikayeler 1928-1939” Kitabının “Su Fotoğrafları” isimli öyküsünden alıntı:

O zamanlarda fotoğraf makinesi olmazdı evlerde. Fotoğraflar da çok enderdi ve olanları, ev ziyaretlerinde ev sahibi ortaya çıkartır, misafirlere gösterir ve uzun uzun anlatırdı. Fotoğraf için fotoğrafçıya gitmek gerekirdi.

Bizler ilkokul veya ortaokulda iken, bizlerden istenen fotoğraflar sokaklarda dolaşan fotoğrafçılar tarafından çekilirdi. Bu fotoğrafçıların üçayaklı sehpa üzerine oturtulmuş körüklü fotoğraf makineleri vardı. Bu makinenin karşısına geçeriz, fotoğrafçıda makinesinin körüğünü ayarlar sonra bize poz verdirir. “Kıpırdama” talimatı üzerine fotoğrafımızı çekerdi. Sonra kafasını arkadan makine perdesinin içine sokup bir takim kara resimler çıkarır, onları da makinenin körüğünün yanında bulunan su dolu kutuya sokardı. Bir müddet sonra resimlerin negatifleri pozitife dönüşür, resimleri fotoğraf olarak keser bize verirdi, fotoğraflar ıslak olduğu için herkes bu fotoğraflara “su fotoğrafı” derdi..

Bir cevap yazın